Hakkımızda


Aslında her şey, 2007 yılı Temmuz ayında kliniğimize yaygın meme tümörü olan dişi bir Kangal cinsi köpeğin getirilmesi ile başladı.

Üç saat süren zorlu ameliyat sonrasında, hayvanın bütün meme bezlerini aldık.Yaklaşık 40 dikiş ile karın altını kaslar dahil kapattık. En büyüğü, yaklaşık 3 kg olan tümörlü kitleleri oldukça başarılı geçen bir operasyon sonucu uzaklaştırdık. Kliniğimizin fiziki sebeplerinden dolayı, hastayı bekletme imkanımız yoktu. Ameliyat sonrasında hastanın yarasına ulaşmasını engellemede, bilinen klasik yöntemlerden biri olan Elizabet Yakalığını takarak ve her ihtimale karşı, hastanın başının kısa bağlanması da söylenerek, evi olan şantiyeye gönderdik. Ancak, ertesi sabah hastanın yakalığı parçalayarak çıkarttığını ve bir şekilde yarasına ulaşarak bütün gece boyu yarasıyla oynadığını, dikişlerinin tamamını açtığını, karın organlarının dışarıya çıktığını ve toz toprak içinde olduğunu, hayati tehlikesinin bulunduğunu üzülerek öğrendik. Derhal hastamızın yanına giderek aynı zorlu operasyonu, şantiye ortamında bir traktör kasasında yenilemek zorunda kaldık. Operasyon sonrasında hastanın yaraya ulaşmasını engellemede bilindik yöntemlerin (Elizabeth yakalığı vb.) yetersiz kaldığını bir kez daha gördük. Fakat, bir şekilde hastanın yarasına ulaşmasını önlemeliydik. Ani bir kararla orada pratik bir çözüm üretip, 10 litrelik plastik su şişesinden bir korse yaparak hayvanın vücuduna bağladık. Yaralı bölgeye pansuman yapabilmesi için bir de pencere açıp bunu koli bandı ile sabitledik. Yaranın ventilasyonunu (Hava almasını) sağlamak adına plastik korsede havalandırma delikleri de açtık. Plastik şişeden yaptığımız korse içinde; hayati tehlikesi olan ancak yarasına ulaşamayan hastanın bir hafta gibi çok kısa bir sürede iyileştiğini gördük. Bu süre sonunda  plastik korseyi çıkarttık. Ameliyat sonrası (postoperatif) dönemde bir hafta boyunca hastanın plastik korse ile hayatını tamamen kendi başına devam ettirdiğini ve bir bakıcıya ihtiyaç duymadığını gözlemledik.O gün, çaresizlik sebebiyle plastik su şişesinden yaptığımız korse olmasaydı, oldukça başarılı geçen bir operasyonun ardından hastamızı kaybedecektik.

Bu tecrübeden sonra, kliniğimizde; kısırlaştırma, fıtık, sezeryan ameliyatları,yaralanmalar, trafik kazası gibi vakalarda operasyon sonrası iyileşme sürecinde bilindik, çoğu zaman işe yaramayan, hasta ve sahibi için bir eziyet olan yöntemler yerine, daha pratik ve çok daha başarılı olan plastik şişeden yaptığımız korseleri kullanmaya devam ettik.Oldukça başarılı sonuçlar aldık.

2013 yılı Kasım ayında, kullandığımız “Plastik Korse” fikrinin bir örneğinin olup olmadığını araştırmaya karar verdik. Bir “Patent Vekilliği” firmasıyla anlaştık. Patent Vekilimiz aracılığı ile “Türk Patent Enstitüsü” ne müracaat ettik. Böyle bir fikrin ve beraberinde geliştirdiğimiz postoperatif tedavi yönteminin dünyada örneğinin olmadığını öğrendik. Patent vekilimizin yönlendirmesi ile ilk müracaatımızı Faydalı Model olarak yaptık ve “Plastik Korse” fikrini Faydalı Model olarak koruma altına aldırdık.

Bütün bu gelişmeler ışığında, 2014 yılı Nisan ayında bu Plastik Korse’ye bir isim vermek gerektiğini düşündük. “WinPet” isimi için tescil başvurusunda bulunduk. Aynı tarihlerde,isim tescili sürecinde bir TV kanalında yayınlanan “Girişimcilik” yarışmasına reklam brandasından tasarladığımız WinPet ile katıldık. Yarışmanın, WinPet’in tanıtımına ve AR-Ge sine katkı sağlayacağına inanıyorduk.Nitekim, yarışma sürecinde tanıdığımız, vizyon sahibi iş adamlarının da yönlendirmeleri ile teknik kumaşlarla tanıştık. 2014 yılı Ağustos ayında, yarışmanın yarı finaline WinPet’i “Nonwoven” kumaştan üreterek çıktık. Bu arada, WinPet ismi altında, gövde aparatının yanı sıra koleksiyonun diğer parçalarını da tasarladık (ön bacak, arka bacak, baş vb). 2014 Ekim ayında, WinPet koleksiyonunun tüm parçaları için “Endüstriyel Tasarım Tescili” aldık. Aynı tarihte, seramik kaplı kumaş ile biraz daha geliştirdiğimiz WinPet yarışmanın finalinde “Jüri Özel Ödülü” ne layık görüldü.

Yaşadığımız bu süreçte hem tecrübe kazandık, hem de WinPet’in gelişmesi adına ufkumuz açıldı. 2015 Şubat ayında, Marmara Üniversitesi Tekstil Tasarım Bölümü ile iş birliği yaparak kumaş teknolojisini ve ürünün tasarımını geliştirdik. Aynı zamanda, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi hocalarının desteğiyle,WinPet numunelerinden “Kullanım ve Yöntem” bakımından denemeler yaptırdık.

2015 Mayıs ayında,  AR-Ge İnovasyon Projesi kapsamında KOSGEB’e müracaat ettik. KOSGEB projesi kapsamında aynı tarihlerde, firmamız WİNPET MEDİKAL i kurduk. Proje sürecinde Niğde Üniversitesi Tekstil Bölümü danışmanlığı ve rehberliğinde WinPet'in kumaş özelliklerinin gelişimini sağladık.

Kumaş Teknolojisi ve Ürün Tasarımı yönüyle temel standartları tamamlanan, nano-teknoloji ürünü, teknik kumaştan oluşan WİNPET’ in, 2016 Şubat ayında ilk deneme üretimini gerçekleştirdik. Deneme üretimi sonunda ticari bir ürün olarak ortaya çıkan ve Ar-Ge sürecinde çok gelişen WinPet için Patent Vekilimizin yönlendirmesi ile “Patent” başvurusunda bulunduk.Geliştirdiğimiz her WinPet prototipi için tescil süreçlerini yeniledik.

Bugün; Marka ve Endüstriyel Tasarım Tescili olan PCT (Uluslararası Patent İşbirliği Antlaşması) den referans alarak Uluslararası Patent müracaatları bulunan, bir firma haline geldik.